Dengesi olmayan bir dünyada yaşıyoruz. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Dehşet Dengesi, 1990`lı yıllara gelindiğinde Sosyalist sistemin iflasıyla çöktü.

Onun arkasına gizlenen Rus milliyetçiliği de, kapitalist-emperyalist dünyaya karşı elinde tuttuğu „yaşam alanları“ndan çekilmek zorunda kaldı.

Bundan dolayı da Doğu Avrupa, Kafkasya , Ortadoğu, ve Orta Asya ile giderek tüm dünyada bir ‘’dengesizlik‘‘ durumu yaşanmaya başlandı.

 Bu dengesiz süreç yaklaşık 25 yıldır  devam ediyor ve dünyamızda yeni dengeler kuruluncaya kadar da devam edeceğe benziyor.

Yeni dengelerin kurulmasına öncülük eden güçlerin başında ise ABD geliyor. Onu İngiltere ve İsrail gibi stratejik ortakları ile İtalya, İspanya, Polonya gibi bazı Avrupa Birliği ülkeleri destekliyor.

Almanya ve Fransa’nın başını çektiği çekirdek Avrupa ise yeni dengelerin kurulmasına aktif bir rol almak istiyor ama aslan payını kapan ABD karşısında pek fazla şansları olmadığından aralarında yer yer çıkar çatışması yaşanıyor.

Ancak çelişkileri uzlaşmaz olmaktan çıkaran globalizmin özellikleri sebebiyle ortak amaçlar etrafında birleşmeleri ve uzlaşmaları çok da zor olmuyor.

Global rekabette ABD ile gerginlik yaşaması muhtemel tek ülkenin Çin olacağı gözleniyor. Doğunun yükselen ülkesi Çin’in önümüzdeki on yıllarda ABD’ye ciddi rakip olacağı ileri sürülüyor.

Ne ki, Amerika tek süper güç olarak, rakipleri yetişmeden dünyaya bir nizam vermek ve yerküremizde kendi çıkarlarına uygun yeni bir ekonomik düzen, yeni bir siyasi sistem, yeni bir güvenlik sistemi ile yeni bir sosyal sistem kurmak istiyor.

 Bugün yaşanan kargaşanın ve savaşların ardında yatan gerçeklik, serbest piyasa sistemini tüm dünyada işler kılmak,  para, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını engelleyen sistemleri çökertmek, şiddet ve terör üreten anti-demokratik rejim ve yönetimleri tasfiye etmek ve buradan hareketle dünyanın kontrolünü ele geçirmek istemidir. ABD ve müttefikleri yeni dengeleri bu temelde kurmak istiyor.

Yeni kurulacak olan dengelerin denge noktasında ise Ortadoğu duruyor…

Ortadoğu sahip olduğu ekonomik, coğrafik, stratejik önemi;  tarihsel ve kültürel birikim ve özellikleri sebebiyle global dengenin adeta temelini oluşturuyor. Yeni dünyanın temelleri burada atılıyor.

 Irak`la başlayan, Suriye, İran, Ürdün, Filistin, Suudi Arabistan, Mısır, Yemen, Türkiye ve İsrail`e kadar uzanan bu temelin üzerinde yeni gelecekler inşa edilmeye çalışılıyor.

Amerika’nın başını çektiği küresel sistem burada din, mezhep ve etnik köken savaşlarına dayanan planlı bir ‘Kaos’ siyaseti izliyor. Bölgenin dizayni tamamlanıncaya kadar bunun devam edeceği de gözleniyor…

Öte yandan Irak, İran, Türkiye ve Suriye`nin „içinde“ olan bir ülke olması itibariyle Ortadoğu’nun odağındaki denge noktasında ise Kürdistan ve Kürtler yer alıyor.

Bundan önce dünyada ve bölgede kurulan  bütün dengelere kurban edilen Kürtler ilk defa küresel süreçte yaşamsal bir dengenin hassas noktasında yer alıyor ve onun üzerinden tarih sahnesine çıkmaya çalışıyor.

Kürt ve Kürdistan gerçeği buradan hareketle geçmişin aksine bugun yaygın bir uluslararası kabul görüyor.

Ortadoğu’nun etnik çoğulcu yapısını kendi hedefleri için kullanan ABD’nin çıkarları, etnik, dini ve mezhepsel politikaları baskı altındaki kimliklerin özgürleşme çabalarıyla çakışıyor.  Bu gerçeği de görmek gerekiyor.

Nesnel sürecin kaçınılmaz kıldığı gelişmeler bölgenin ezilen halklarıyla bu gücün “iş birliğini” zaman zaman zorunlu da kılıyor.

En temel insani hakları  gasp edilen, ırkçı veya dinci nefretin hedefi haline gelen ve imha edilmek istenen Kürtler kendilerini baskı altında tutan ırkçı ve imhacı rejimlerden kurtulmak umuduyla mücadele ederken küresel güçlerin müttefiki de olabiliyor.

(IŞİD’in Kürtlere saldırmasının ve Kobane’den Musul’a uzanan hatta Kürt iradesini ortadan kaldırmaya çalışmasının ardından ABD’yle ilişki Güney ve Rojava Kürtleri açısından zorunlu hale geldi. Belki de Amerika IŞİD’i kullanarak Kürtleri kendine mecbur etti! Bu ayrı bir tartışma konusu…)

Özcesi:

Bölgemizde uzun yıllardan yaşanan bir Kaos ortamı var ve ne yazıkki daha uzun yıllar devam edeceği de anlaşılıyor. Bölge halklarına ağır bedeller ödeten bu planı bozmak; küresel sistemin bölgede uyguladığı bu kanlı siyaseti boşa çıkaracak bölgesel bir duruş gerekiyor.

Bunun için de bölge ülkelerinin bölgenin ezilen halklarıyla dayanışma ve onların haklarına saygı duyma gibi sağduyulu ve basiretli bir politika izlemeleri gerekiyor.

Ne var ki ve ne yazıkki ortada böyle bir tutum gözlenmiyor.

Aksine Kürtler özelinde gördüğümüz gibi özgürleşmeye çalışan bölgesel dinamikleri baskı altında tutmak için elden ne geliyorsa yapılıyor. Bu da Kaos Planı’nın derinleşmesine hizmet ediyor.

Bu tutum ayrıca, ”ezen uluslarla ezilen ulusların ” ilişkilerini de zedeliyor. Ortak gelecek umutları giderek kararıyor.

 Bunun önüne geçilmesi, özgür ve adil bir geleceğin birlikte kurulması önem kazanıyor ki bunun için de,”ezen ulusun” demokrasi dinamiklerinin kendi devletlerinin baskıcı politikalarına karşı açık tavır almaları ve Kürtlerle dayanışma içinde olmaları gerekiyor.

(Türkiye’de bu iş muhafazakar kesime düşüyor ancak, onlar da bu nesnel gerçekliğin bilincinde görünmüyor. Muhafazakar elit üstüne üstlük bir de ‘güç zehirlenmesi’ yaşıyor. Kürtçe bir çizgi filmine bie tahammül edemeyen Türkiye muhafazakarlarının Kaos’a karşı bir çıkış yolu bulmaları zor görünüyor..)

Diğer yandan Kürtlerin de kendi çıkarlarıyla bölge halklarının çıkarlarını buluşturacak bir siyaseti üretmeleri ve bunda ısrar etmeleri gerekiyor…


Süreç, böyle bir ince çizgide yürünmesini zorunlu kılıyor.

gunayaslan@hotmail.de

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kemal 1 yıl önce

İran milisleri, haşdi şabi ve Kürt hareketinin Irakta birlkite teröristlere karşı savaşması İranın ezilen halkalrın yanında olmasına bir kanıt sayılmaz mı? Ya da İranın Kürt harekeitne olumlu bakmasını ön görüyormusunuz?