Karayılan: Güney Kürdistan’a yapılan saldırıları Türk devleti örgütledi

Karayılan: Güney Kürdistan’a yapılan saldırıları Türk devleti örgütledi

Karayılan: İçinde bulunduğumuz süreç, Kürdistan özgürlük davası, Kürt halkının özgürlüğü için tarihi fırsatlar sunuyor. Kürt halkının özgür ve bağımsız bir şekilde yaşaması için bu fırsatların iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Denge Welat Radyosu’na konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, başarı için insanın dostunu ve düşmanını iyi tanıması gerektiğini söyledi. Atalarına düşman olanın kendine dost, gerçek dostları da düşman görünce sonuca ulaşılamayacağını dile getiren Karayılan, “Bu gerçeklik bir kez daha ispatlandı. Dostunu düşmanını tanımayan, yanlışa düşer. Dolaysıyla Kürdistan’daki işgalci güçlere güvenmemek, herkese sırtını yaslamamak gerekiyor. Sırtını kendine, halkına, gücüne yaslamak gerekiyor. Bunlar çok önemli ve temel konulardır. Özellikle başarı ve sonuç almak için bunlar olmazsa olmazlardır” dedi.

Şu anda Türk devletinin Efrîn’e yönelik saldırılarına ilişkin de konuşan Karayılan şunları söyledi: “Efrîn halkımız bunu iyi bilmeli; nasıl ki Kobanê halkımızı yalnız bırakmadı, değerli Efrîn halkımızı da yalnız bırakmayacağız. Bu konu da Efrîn halkımızın içi rahat olmalı. Ancak her şeyden önce kendisine güvenmesi gerekiyor, kendi gücüne, YPG/YPJ savaşçılarına güvenmesi gerekiyor.”

Karayılan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

Kürt özgürlük hareketi önemli ve hassas bir süreçten geçiyor. Bu önemli süreçte Güney Kürdistan’da meydana gelen gelişmeler hem bizleri hem de tüm Kürt halkınız üzmüştür. Biz gerçekten zamanında gerekli uyarılarda bulunmuştuk. Hem görüşmelerimizde hem de basın yolu ile çoğu zaman uyarılarda bulunduk ancak uyarılarımız dikkate alınmadı. Bizim dışımızda da birçok kesimin aynı uyarıları dile getirdiğini biliyoruz.

İçinde bulunduğumuz süreç, Kürdistan özgürlük davası, Kürt halkının özgürlüğü için tarihi fırsatlar sunuyor. Kürt halkının özgür ve bağımsız bir şekilde yaşaması için bu fırsatların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Söz konusu fırsatların değerlendirilmesi, başarıya ulaşmanın doğru yol yönetimini bulmak önem arz ediyor.

Her şeyden önce içteki birlik öncelikli konudur. Yani başta insanın başta kendi içinde birliği yaratması gerekiyor. Parçalar arası birlik ile her parçanın kendi içindeki birliğin sağlanması gerekiyor. Birçok Kürt siyasetçi bu duruma hareket ve partilerin ihtiyacına göre yaklaşıyor. Hayır, ulusal birlik ulusal ihtiyaçtır. Uluslaşmak, halklaşmak için birliğe ihtiyaç var ancak biz bunu yeterince kavratamadık, temel gündem haline getiremedik.

Başarı için insanın dostunu ve düşmanını iyi tanıması gerekiyor. Atalarına düşmanı olanı kendine dost, gerçek dostları da düşman görürsen sonuca ulaşamazsın. Bu gerçeklik bir kez daha ispatlandı. Dostunu düşmanını tanımayan, yanlışa düşer. Dolaysıyla Kürdistan’daki işgalci güçlere güvenmemek, herkese sırtını yaslamamak gerekiyor. Sırtını kendine, halkına, gücüne yaslamak gerekiyor. Bunlar çok önemli ve temel konulardır. Özellikle başarı ve sonuç almak için bunlar olmazsa olmazlardır. Güney Kürdistan siyasetinde bu konularda meydana gelen yanlışlıkların sonucunu görüyoruz. Dediğim gibi, ortaya çıkan sonuçtan üzüntü duyuyoruz. Bu gelişmelerden artık ders çıkarılması gerekiyor. Ve Güney Kürdistan’daki halkımızın özgürlük imkanlarının bugün her zamandan daha fazla olduğunu bilmesi gerekiyor. Gelişen bu durum karşısında halkımız moralini düşürmemelidir. Doğru yol ve yöntemler mevcuttur ve bu yol yöntemler ile başta Güney Kürdistan olmak üzere Kürdistan’ın genelinde halkımızın amacına ulaşacağına inanıyoruz.

Halkımızın şunu iyi bilmesi gerekiyor; Kerkük’teki gücümüz az olmasına rağmen Kerkük’ten en son çıkan bizim güç olmuştur. Halk çıkmaya başladıktan ve orada kalma ve savunma koşulları ortadan kalktıktan sonra, güçlerimiz bir gün sonra geri çekildi. Hatta güçlerimize bilgi dahi vermediler. Örneğin Kerkük’te ilk başta Meyafil’de güçlerini iki gün önce çektiler ve bize haber vermediler. Orada bir birliğimiz vardı, onlar yalnız başına kalmıştı. Daha sonra durumun farkına varan güçlerimiz geri çekildi. Yani o biraderler güçlerimize bilgi vermeden çekildiler!

Halkımız şunu da bilmelidir; Güney Kürdistan yönetimi tavır geliştirmiş olsaydı, onları yalnız bırakmazdık. Ancak karar alarak geri çekildiler. Peşmerge savaşabilirdir fakat geri çekilme kararı alınmıştı.

Bunları dile getirirken, kimsenin ‘Güney Kürdistan hassas bir süreçten geçiyor, eleştiriler yapılıyor ya da önü kesiliyor’ demesini istemiyor. Böyle bir durumun gelişmesini istemiyoruz. Biz tekrardan yardımcı olmak istiyoruz, doğru yola girmesini ve bunun için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek istiyoruz.

Her şeyden önce şu gerçeklik tekrardan açığa çıktı: Ne yapılacaksa insanın önceden hazırlığını yapması gerekiyor. Yani hazırlık yapılmadan hiçbir iş başarılamaz. Referandumu gündemleştirdiler ancak ne içte ne de dışta hazırlık yaptılar. İçte ortak kararlaşmanın gerçekleşmesi gerekiyordu. Dışta ise gerekli desteği elde ederek kamuoyuna kabul ettirmenin çabası içerisine girilmesi gerekiyordu. Ancak hiçbir hesap yapılmadı. Bu yanlış. Bunu zamanında eleştirdik ve ortaya çıkan sonuç da bu doğrultuda. Yeni sürece de yanlış yaklaşılmaması gerekiyor.

Ortaya yeni bir süreç çıktı. Herkes kendi dışındakini suçluyor. İnsan, bu suçlamanın derinleşmesi, çelişkilerin büyümesi ve bunun parçalanmaya, iç savaşa evrilmesinden korkuyor. Şu an var olan temel tehlike budur. Dolayısıyla tekrar çağrıda bulunuyoruz; doğrudur referandum her halkın olduğu kadar Kürt halkının da hakkıdır. Fakat bunun çare olmadığı ortaya çıktı. Zamansız ve hazırlıksız yapıldığı ve atılan bu adımın yanlış olduğu ortaya çıktı. Tekrar hataya düşmeden, doğru usul ile yaklaşmamız gerekiyor. Ulusal birliğin tek çare olduğu belli oldu. Özellikle bu süreçte sorumluluğu olan güçler KDP ve YNK’nin daha çok sorumlu davranmaları ve iç çelişkileri derinleştirmemelerini umuyoruz. Eleştiriler olabilir, ancak içi çelişkilerin derinleştirilmesi olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Önder Apo “Kürt konseyi, ulusal bir mahkemenin ve Kürt ortak savunma gücünün’ olması gerektiğini söylemişti. Söz konusu ulusal kurumlar olmuş olsaydı şu an kimin suçlu, kimin haklı olduğunu ortaya çıkarırdı. Böyle bir durumunun olmamasından kaynaklı taraflar birbirini suçluyor. Hata ve eksikliklerin yaşandığı ortada, ancak kimin bunda ne kadar payı var, bu tartışma konusu.

Temel gündemin, Güney Kürdistan halkı olarak kendimizi nasıl tekrar toparlayabiliriz ve bunun yol yöntemleri olması gerekiyor. Bunun temel yolu da birliktir, ulusal birliktir. Bunu geliştirmek gerekiyor.

Güney Kürdistan’daki halkımız umutsuzluğa kapılmamalıdır. Kürdistan özgürlük davası devam ediyor ve mücadelemiz başarıya ulaşacaktır. Bölge’nin en eski halkı olarak toprağımızda özgür ve bağımsız yaşama hakkımız vardır. Hiçbir güç buna engel olamaz. Ancak bunun doğru yol yönetimini geliştirmemiz gerekiyor. Şu an Kürdistan bölgesi ile Irak devleti arasındaki sorunların diyalog yöntemi ile çözülmesi gerekiyor. Şiddet ve çatışmadan uzak durmak lazım. Diyalog ile sorunların çözüme kavuşturulması gerekiyor. Kürt halkının bu tarihi süreçte mutlaka amacına ulaşacağına inanıyoruz. Bu temelde özgürlük davası mücadelesinin yükseltilmesi gerekiyor.

‘Güney Kürdistan’a yapılan saldırıları Türk devleti örgütledi’

Türk devletinin rolü esastır. Doğrudur belki şu an bunu yürürlüğe koyan Irak devletidir ancak bölgede Kürt davasına en yumuşak davranan devletin Irak devleti olduğunu unutmamak gerekiyor. Türk devleti şoven, ırkçı ve düşmandır. Türk devleti bu düzeyde tavır sergilememiş olsaydı, İran ve Irak ile bu kadar temasta bulunmasaydı, bu ittifakı geliştirmemiş olsaydı, Irak devleti böyle yaklaşmazdı. Yani yaşananlarda Türk devletinin rolü esastır. Dünya üzerinde Kürt halkının en büyük düşmanı Türk devleti ve Erdoğan’dır. Zaten Irak ordusu devreye girmemiş olsaydı, Türk ordusu devreye girmiş olacaktı. Türk devletinin “Eğer krizin büyümesini istemiyorsanız, aramızda savaşın meydana gelmesini istemiyorsanız, bu meseleyi çözmeniz gerekiyor” dediği anlaşılıyor. Zaten atılan her adımda “Biz arkasındayız” diye açıklamada bulunuyorlar. Hatta “Irak az yapıyor” diyor. Yani Irak’a da baskı uyguluyor. Anlaşmaya vardıkları anlaşılıyor. Dolayısıyla düşmanımız iyi tanımamız gerekiyor.

‘Reqa zaferi, Kürt, Arap, Süryani halklarının birliğinin sonucudur’

Reqa zaferini her şeyden önce halkımıza ve bu kahramanlık destanını yaratan savaşçılara kutluyoruz. Kahraman savaşçıları ve tüm Rojava Kürdistanı halkını tekrar selamlıyoruz. 1 Kasım Dünya Kobanê Gününü tüm Rojava ve Kürdistan halkına kutluyorum. Büyük komutan fedai yoldaş Gelhat, fedai yoldaş Arin Mirkan şahsında tüm Kobanê şehitlerini anıyorum, kendilerine verdiğimiz sözü bu vesile ile tekrarlıyorum. Kobanê direnişi Kürdistan halkı tarihinde altın bir sayfa, kahramanlık destanıdır. Kürt halkı davasını, Kürdistan özgürlük mücadelesini ve Kürt özgür kadın mücadelesini tüm dünyaya tanıttı.

Reqa zaferi değerli bir atılım idi. Reqa başarısı aynı zamanda Kobanê ve Şengal’ın intikamı anlamına geliyor. Doğrudur, Reqa zaferi Kürt, Arap, Süryani halklarının birliği, Ortadoğu devrimi gibi birçok anlama sahip. Ancak temel olarak bir intikam alma atılımıydı.

Kobanê’ye yapılan saldırının DAIŞ ile AKP planı olduğunu biliyoruz. Kobanê kazandı ve bu DAIŞ’in bitişinin başlangıcı oldu. Ancak AKP ve Türk devleti kendisini sakladı, perdenin arkasında yer aldı. Şu an Efrîn’de perdeyi kaldırdılar ve meydana çıktı. Ve şu an Türk devletinin ya da AKP’nin Efrîn’e saldıracağı tartışılıyor. “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış’ misali, Kobanê’de yenilen Türk devleti şimdi de Efrîn’e el uzatmaya kalkışıyor. Bunu da açıkça söylüyor.

Şunu belirtmek istiyorum. Efrîn halkımız bunu iyi bilmeli; nasıl ki Kobanê halkımızı yalnız bırakmadı, değerli Efrîn halkımızı da yalnız bırakmayacağız. Bu konu da Efrîn halkımızın içi rahat olmalı. Ancak her şeyden önce kendisine güvenmesi gerekiyor, kendi gücüne, YPG/YPJ savaşçılarına güvenmesi gerekiyor. Yani sırtını kimseye dayamadan, kendisine güvenmeli, savaşçılarına güvenmelidir. Böylece ayağını sağlam yere basmalıdır. Bu temelde Efrîn direnişi başarılı olacaktır. Nasıl ki Kobanê direnişi DAİŞ’in tükenişin başlangıcı oldu, Efrîn zaferi de AKP rejiminin yok olmasını başlangıcı olacaktır. Bu kesindir. Dolayısıyla Efrîn dağlarında gelişen direniş Kürdistan’ın geneli için rol oynayacaktır. Sadece Kürdistan ile sınırlı kalmayacaktır, tüm Suriye, Türkiye ve Ortadoğu için önemli bir rol oynayacaktır.

Efrîne saldırmak onlar için hata olacaktır ve bu hata onların sonunu, halkların ise zaferini ortaya çıkaracaktır. Yani Efrîn direnişin böylesi bir anlamı var. Sadece Efrîn’in direnişi olmayacaktır, tüm Kürt halkı ve bölge halkları AKP faşizmine karşı direnecektir. Bundan dolayı her Kürt bireyi ve demokrasi yanlısı herkes, bu çerçevede Rojava’ya özellikle Efrîn direnişine yaklaşması gerekiyor.

Halkımızın bu konuda zorlanmayacağına ve mücadelesini geliştireceğine inanıyorum. Dediğimiz gibi, kendisine güvenirse eğer, başarıyı yüzde yüz sağlayacaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.